Kendine Yazar

Mayıs, Muz ve Belirsizlik: Varoluşsal Bir Komposto

 

   Varoluş, bazen en ciddi felsefi metinlerde değil, bir meyve tabağı ile takvim yaprağı arasındaki o tekinsiz boşlukta gizlidir. Mayıs, Muz ve Belirsizlik; bu üçlü, aslında insanın zamana karşı verdiği o nafile ama estetik savaşın sessiz tanıklarıdır.

 

Mevsimlerin Araf’ı

Mayıs, doğanın vites değiştirdiği o sarsıntılı andır. Ne kışın o güvenli sertliği kalmıştır ne de yazın vaat ettiği o mutlak aydınlık. Bir eşiktir Mayıs; gökyüzünün sabah mavisinden öğleden sonra kederine keskin dönüşler yaptığı bir kararsızlık senfonisidir.

Edebi bir perspektifle bakarsak Mayıs, "henüz" ile "artık" arasındaki o ince çizgidir. Çiçeklerin açmakla solmak arasında tereddüt ettiği, insanın ceketini omzuna alıp almamakla imtihan edildiği bir belirsizlik makamıdır. Bu ayda umut, taze bir sürgün kadar kırılgan, hayal kırıklığı ise aniden bastıran bir nisan yağmuru kadar serindir.

 

Zamanın Sarı Trajedisi

Muz ise, manav tezgahında duran bir meyveden ziyade, "kayıp zamanın izinde" koşan bir biyolojik saattir. Onun hikayesi, ham bir yeşillikten kaçınılmaz bir kararmaya doğru koşan trajik bir hız denemesidir.

Muzun o kusursuz sarı olduğu an, aslında bir dengedir; varoluşun en yüksek noktası ve aynı zamanda çöküşün başladığı yerdir. Biz o anı yakalamaya çalışırken, zaman parmaklarımızın arasından değil, muzun kabuğundaki o küçük kahverengi beneklerden akar gider. Muz bize şunu fısıldar: Güzellik, bozulmanın eşiğindeki o kısa duraklamadır. Ve bu duraklama, belirsizliğin en somut, en yenilebilir halidir.

 

Muamma

Belirsizlik, modern insanın en büyük sancısı olsa da, aslında hayatın tek yaratıcı boşluğudur. Tıpkı Mayıs ayının tahmin edilemez rüzgarları veya muzun soyulmadan önceki o kapalı kutu hali gibi... Eğer her şey belirlenmiş olsaydı, Mayıs sadece bir rakamdan, muz ise bir karbonhidrat paketinden ibaret kalırdı.

Belirsizlik, hikayenin yazılmamış sayfasına duyulan o hem korkutucu hem de iştah açıcı meraktır. Hayat bizi bu üçgenin ortasına bırakır: Mayıs bize değişimin kaçınılmazlığını,Muz vaktin darlığını,Belirsizlik ise seçimin ağırlığını hatırlatır.

 

    Hava her an bozabilir, muzun içinden beklenmedik bir yumuşaklık çıkabilir. Ama yine de o kabuğu soymak, meçhule atılan en iştahlı adımdır. Çünkü belirsizliğin olmadığı bir dünya, mevsimi hiç değişmeyen bir takvim ya da hiç kararmayan plastik bir meyve kadar ruhsuzdur. Bizler, o sarı kabuğun içindeki gizeme ve gökyüzünün o kararsız mavisine aşığız.

 

İnsan, sadece bilmediği bir sabaha uyanırken gerçekten hayattadır.