Mavinin kenarı boyunca uzayan asfaltta ilerlerken, havanın ağırlığı omuzlarıma çökmüştü.
Nefes alınmayacak kadar bunaltıcıydı.
Güneş, göğün tam ortasına mıhlanmış fakat tuhaf bir utangaçlıkla kendini bir grup soluk, ince bulutun ardına gizlemişti.
Bu gizlenme hali, çocukluğumuzun saklambaç oyunlarını hatırlattı.
Kim bilir kaçımız yaşamıştır bu anı?
Ebe bizi bulamasın diye delice koşardık, dünya ayaklarımızın altından çekilir, her şey bizden uzaklaşırdı.
Sonra, bulduğumuz en kuytu, en karanlık deliğe bir anda çöküp, nefesimizi tutarak, kalbimiz güm güm atarken sessizce beklerdik.
O an, dünyadan fersah fersah uzaklaşmış, sanki görünmez olmanın büyüsüne kapılmış gibi hissederdik.
Nefes nefese kalmışlığın ve biraz sonra yaşanacak keşfedilme heyecanının o eşsiz karışımı...
İşte gökteki güneş de tıpkı öyle saklanmıştı.
Bir an sonra, bunca zaman içinde biriktirdiği sıcağı üzerime daha fazla bırakmayacakmış gibi, fark edilmemenin son çabasındaydı.
Bunalmıştım ama yola devam ettim.
İçinde bulunduğum bu yeni hayat, tuhaf bir dengesizlik içindeydi.
Bazen burada olmaktan derin bir memnuniyet duysam da, bazen de içimde tarifsiz bir sitem kabarırdı.
Bir seneyi devirmiştim; doğduğum ve büyüdüğüm o topraklardan ayrılalı tam bir yıl olmuştu. İlk geldiğimde, insanların hızı, havanın nemi, suyun tadı... her birine ayrı ayrı alışmakta zorlanmıştım. Ama insan, en nihayetinde alışan bir canlıydı. Ben de alışmıştım.
Şimdi ise, o eski kente, o çocukluğumun geçtiği yere, sadece birkaç günlüğüne de olsa geri dönecektim. Yaşadığım onca anı, çektiğim zorluklar, biriktirdiğim güzellikler ve en çok da sevdiğim o insanlar... Hepsi sevinecekti. Peki ya ben? Hazır mıydım?
İnsan ömründe çok şeyi bilinçli yapma arzusu ile yaşar.
Gün gelir
Düşünüp karar verme haline kapatır kendisini.
Sadece hareket eder ,
Hareket ettikçe yaşanır hayat.
Yaşandıkça da içinde bulunduğu hali fark eder,sever.
Tam da bu evredeydim .
Yola çıkmıştım artık
Geri dönmedim,
Ve bu hali çok sevdim.